Karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2019

Kırık Bisiklet - Öykü


...

 Atakan Aydın 16.05.2019
       O bahar hiçbir çocuk evden dışarı çıkmaya yeltenmedi. Mahallemizin esmer yağız delikanlısı Ali, bütün çocuklara öyle bir korku salmıştı ki; karşı mahallenin çocukları bile Ali’yi gördüklerinde başlarını öne eğer, geçmesini beklerdi.  Ali babasının ona uyguladığı şiddeti, bende dâhil olmak üzeri bize gösteriyor, bizim ona karşı sevgimizi kendi çıkarları için kullanır ve bizi azarlamaktan çekinmezdi…

            Bir sabah okul telaşı ile evden alelacele çıktığımda, Alilerin kaldığı evin önünden geçiyordum. Pencerenin kenarına sıkışmış perde aralığından odanın içini merak edip bakmaya başladım. Alinin babası Hasan abi Elinde içki şişesi ile bir kenarda sızmış, Annesi Feriha hanım oğlunun sessiz, sedasız üzerini giydiriyordu… İçimde ürkütücü bir merak ile birkaç saniye pencere kenarından onları izlemeye koyuldum… Mahalleden geçen camii imamı Rüstem abi: “Şiişt Erdem neye bakıyorsun? Ayıp değil mi çocuğum?” diye bağırınca, Ali’nin beni fark etmesi saniyeler aldı. “ Kim var orda! Neye bakıyorsun! Diye Alinin arkamdan haykıran sesleri; kalbimin yerinden çıkacak kadar hızlı atmasına,  nefes bile almadan soluksuz okula koşmama neden oldu…

            Okul girişinde Cahit ile karşılaştım. İçimdeki korkuyu ve derin nefes almalarımın sebebini sormaya çalıştıkça, konuşamıyor, kolundan tuttuğum gibi okulun arka tarafındaki banka sürüklüyordum…

“Cahit, Ali beni öldürecek!” dedim.
Meraklı bakışlarıyla:

            “Neden, niye öldürsün seni?”

  Dudaklarımın kuruluğunu dilim ile tazeledikten sonra: “Sabah okula gelirken onların evinin perdesi açıktı, bende kafamı uzattım, o sırada da Ali beni fark etti ve ben ne yapacağımı bilemeden kaçarak oradan uzaklaştım.”

            “Bunun yüzünden seni neden öldürsün? İlahi Erdem Aliyi bilmiyor musun, öyle sert olduğuna bakma, geçen yaz hatırlamıyor musun başımıza gelenleri?”

            “Sahi şu kırık bisiklet meselesine ne oldu? O yaz teyzemlerden geldiğimizde birkaç duyum işittim ama herkes sükûnetini koruyordu, bende üstelemedim…”

            “Ah o bisiklet, nelere yol açtı bir bilsen…”

Hafif bir tebessüm ettikten sonra, beyaz dişleri arasından gülümseyerek ekledi: “ Ali seni öldürmeden anlatayım en iyisi Erdem…”
***
            “Siz teyzenlere gittiğiniz gün çok sıcak mı sıcak bir gündü. Rüzgâr bile kendi payına düşen esintiyi hakkıyla yerine getiremiyordu. Mahallenin aşağısında duran dondurmacıdan tüm çocuklar dondurma almak için sıraya giriyorduk. Ali mavi cilalı bisikleti ile mahallenin aşağısında tur atıyordu. Siz o sıra araba ile yanımızdan geçmiştiniz… 

Ali, Hasan abinin geldiğini görünce alelacele bisikleti bizim top oynadığımız parkın kenarına bırakıp, kahvenin oraya doğru koştu. Tabi biz çocuklar durur muyuz, hepimiz bisikletin başına üşüştük. İçimizden en kurnaz olanı bir teklifte bulundu, güya hepimiz sıra ile binecektik ve Ali’nin haberi olmayacaktı. Tabii kimse ilk binecek olan kişinin kendisi olmasını istemiyordu… 

Arkalardan gözlüklü Cevdet, ben binerim diyerek atladı. Park’ın çevresini iki defa döndükten sonra, diğer çocuklarda kendi çekinmeleri yenip sırası ile bindiler. Sıranın sonunda ben vardım Erdem… Tam elimi yerde duran bisiklete atacaktım ki, arkadan bir ses! Bir kıyamet koptu. Ali bütün telaşı ile bu tarafa doğru hem bağırıyor hem koşuyordu… Derhal bütün çocuklar dört bir tarafa dağıldık.  Nasıl can havli ile kaçtıysam eve kadar hiç soluk almadan koşmuşum.

Ertesi hafta bu mevzuları unutmuş bütün çocuklar park da bilye kapıştırıyorduk ki; ali elinde bisikletin tekerleği ile yanımıza geldi. “ Kim yaptı bunu! Çabuk söyleyin!” diye bizlerin üzerine gelince herkes susmuş bir kenara çekilmişti.

Derhal söze atladım.

“Bunu bizim yaptığımızı nerden çıkardın! Bir hafta oldu biz seni görmeyeli!”

Gözleriyle herkese sinirli bir bakış attıktan sonra:
            
“ Siz yapmadınız ama siz nazar değdirdiniz! Annem öyle dedi. Eğer insanlar bir şeyi çok beğenir ve kıskanırsa nazar değdirirler ve istedikleri şey her neyse hemen yıkılır, bozulur veya kırılır…”

 İşte birkaç gün sonra mahallede kimi görsem, birbirine bu kelimeyi söylüyordu. Sebebini sormaya çalıştıkça da “Annem söyledi, öyle bakma! Onu deme!” gibisinden çıkışı veriyordu…
***
            Bütün yaz böyle geçti Erdem… Mahalleye bir nazar değdi o yaz sorma gitsin…

21 Aralık 2018

Bir ağıt şarkısında arayıştayım...

...

Bir garip rüya görüyorum; sessiz bir çığ gibi önce boğuyor karanlıkta beni sonra üşütüyor. Uyanıyorum gecenin karanlığına bilmem kaçıncı kez aynı leş ağız ile küfürler savurarak. Yakıyorum tüm olan bitenleri kafamdaki dünyada.

Durup kendi satırlarıma sayıyorum yalnızlığımı… Kaç gecenin sabahına daha uyanmam gerekli? Kaç gece daha bir şeylerin geçmesi için uyumalıyım… Bak beni bu yokluğu alıştıran peri masalından fırlamış bir cadının elleridir. İnanmadığım tüm yalan gerçeklerdir. Sen sahi nasıl oluyor da bu kadar biçimsiz bir yokluğa ayak uzatabiliyorsun…

Senin bu hiçlik okyanusun da varoluşunu izliyorum satırlarımda. Kendimi orada seninleyken mutlu ve huzurlu görüyorum… Gün aynı saatte ve aynı gecede kararıyor… Bu telaş içinde uyuşturucunun etkisiyle gün buluyorum kutlamak için yaşamı.

Her gün aynı güne uyanmak canınızı acıtmıyor mu? Yakmıyor mu beyninizde bitmeyen bu anlamsız boşluğu. Karışmaktan çekiniyor musunuz? Alışmaktan ve yaşamaktan…

Tek eğlencesi cebindeki son parayı bu zindandan çıkabilmek için daha doğrusu “eşref saati” kitabında “Şevket Rado” gibi ‘Hayatı iyi karşılayabilmenin sırrını bulabilmek için her şeyden önce gülümsemeyi öğrenmemiz gerekiyor...’ 

Bende son kuruşumu biraz gülmek ve eğlenmek için zor bir yolu seçiyorum.
                

18 Eylül 2018

Anlıyorum Aslında...


Şarampole yuvarlanan hayatlarınızda bizi hep tutunacak  son vagon olarak görmenizi, anlıyorum... Bazılarınızın gözünde hep süper kahraman biz olduk. Sadece sıkışınca! Korkarken, terk edilirken dinlenmek için durulan liman biz olduk...

Oysa şuradan şuraya adım atacak halimiz kalmamıştı yine de süper kahraman olma görevini yerine getiriyorduk.  Eksiksiz... Kusursuz!

Anlıyorum…

Soğuk kış gecelerinde içinizi ısıttığımız halde, bizi soğuk düşüncelerinizde boğmanızı. Kendimizi ikinci el dükkânıymışız gibi hissetmemizi, sizler sayesinde başardık. Kokladığınız her dikenli güller den sonra bizim kırılmış, papatyalarımıza sarıldınız.

"Sevmek" derken bile yaşadığınız, bütün kötü günleri aklınızda tuttunuz. Yetmedi! Sevgiyi kötülediniz... İyi bir insan kalmayana dek bu yer kürede savaşacaksınız, biliyorum... Tek hayali şiir yazmak olan bir adamı bile kendi şiirlerinde boğdunuz.

Sizi anlıyorum, anlıyoruz...

Siz her şeye ve herkese sahip olmak istiyorsunuz! Düştüğünüzde elinizi tutacak biri olsun ama ben tutmayayım istiyorsunuz. Sıkıldığınızda biri sizi eğlendirsin istiyorsunuz. Gözümü açıp iki ayak üstüne bastığımdan beri sürüyor, sürünüyor ve sürecek...

Bazen yalın ayak tarlalarda sonsuz kere sonsuz koşayım istiyorum. 
Kimsenin olmadığı ormanlarda yaşamak ve geçsin ömrüm çiçek böcek beslemek ile istiyorum. Sonra fark ediyorum!!!
Sizin yüksek gökdelenleriniz de şarap içip deliler gibi geyik muhabbeti yapmanız ve bugün ne aldığınızı tartışmanız gerekiyor...

Çok özür dilerim! 
Sizlerin de huzurunu kaçırmak istemiyorum. 

Bir daha geri dönüşü olmayan bu hayatta içine edebildiğiniz kadar etmek istiyorsunuz... Haklısınız!