Beyaz Çorap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beyaz Çorap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2019

sarhoş adam


Sahibinden satılık diye bağırdı
Sarhoş adam
Sahibinden satılık koca bir ömür…
Temmuzdur yorgunluk
Ne umudu konuşmaya
Ne fazla yaşamaya
Biliyor musun?
Yalnızlıktır, beni burada
Bir film boyunca
Oturtan…
Ellerim bir perdeyi aralıyor
Gök iki adım geri gidiyor
Zaman, serseri bir mermi gibi
Geçmek bilmiyor…
Ne hayatlar vardı oysa
Şurada yaşanmak için duran
Belki salkım bahçesinde
Yağmura tutulan
Altı temmuzdur
Unutma
Beni sarhoş dansa kaldıran…

20 Haziran 2019

Ve bir sessizlik sonra…


Henüz hiçbir şeye karar veremedim.
Biraz dursam
Denizi seyretsem
Dalsam maviliğin en dibine!
*
Rüzgar esse sonra,
Kıvrılsa beline kadar saçların
Karışsam bir tutam,
toz bulutuna…
*
Soluklansam derin derin…
Gökyüzüne baksam!
Bazen bir rüyada uyansam
Kısada olsa tutsam zamanı…
*
Duyulsa adın bir trende,
Bir kez daha yürüse
Ağıt yakan kuşlar…
Ve bir sessizlik sonra!
*
Ucuz olmasın romanlar
Ucuzdur oysa
Unutan, kırılan
ve dışlanan hayatlar….

29.05.2019



20 Mayıs 2019

Kırık Bisiklet - Öykü


...

 Atakan Aydın 16.05.2019
       O bahar hiçbir çocuk evden dışarı çıkmaya yeltenmedi. Mahallemizin esmer yağız delikanlısı Ali, bütün çocuklara öyle bir korku salmıştı ki; karşı mahallenin çocukları bile Ali’yi gördüklerinde başlarını öne eğer, geçmesini beklerdi.  Ali babasının ona uyguladığı şiddeti, bende dâhil olmak üzeri bize gösteriyor, bizim ona karşı sevgimizi kendi çıkarları için kullanır ve bizi azarlamaktan çekinmezdi…

            Bir sabah okul telaşı ile evden alelacele çıktığımda, Alilerin kaldığı evin önünden geçiyordum. Pencerenin kenarına sıkışmış perde aralığından odanın içini merak edip bakmaya başladım. Alinin babası Hasan abi Elinde içki şişesi ile bir kenarda sızmış, Annesi Feriha hanım oğlunun sessiz, sedasız üzerini giydiriyordu… İçimde ürkütücü bir merak ile birkaç saniye pencere kenarından onları izlemeye koyuldum… Mahalleden geçen camii imamı Rüstem abi: “Şiişt Erdem neye bakıyorsun? Ayıp değil mi çocuğum?” diye bağırınca, Ali’nin beni fark etmesi saniyeler aldı. “ Kim var orda! Neye bakıyorsun! Diye Alinin arkamdan haykıran sesleri; kalbimin yerinden çıkacak kadar hızlı atmasına,  nefes bile almadan soluksuz okula koşmama neden oldu…

            Okul girişinde Cahit ile karşılaştım. İçimdeki korkuyu ve derin nefes almalarımın sebebini sormaya çalıştıkça, konuşamıyor, kolundan tuttuğum gibi okulun arka tarafındaki banka sürüklüyordum…

“Cahit, Ali beni öldürecek!” dedim.
Meraklı bakışlarıyla:

            “Neden, niye öldürsün seni?”

  Dudaklarımın kuruluğunu dilim ile tazeledikten sonra: “Sabah okula gelirken onların evinin perdesi açıktı, bende kafamı uzattım, o sırada da Ali beni fark etti ve ben ne yapacağımı bilemeden kaçarak oradan uzaklaştım.”

            “Bunun yüzünden seni neden öldürsün? İlahi Erdem Aliyi bilmiyor musun, öyle sert olduğuna bakma, geçen yaz hatırlamıyor musun başımıza gelenleri?”

            “Sahi şu kırık bisiklet meselesine ne oldu? O yaz teyzemlerden geldiğimizde birkaç duyum işittim ama herkes sükûnetini koruyordu, bende üstelemedim…”

            “Ah o bisiklet, nelere yol açtı bir bilsen…”

Hafif bir tebessüm ettikten sonra, beyaz dişleri arasından gülümseyerek ekledi: “ Ali seni öldürmeden anlatayım en iyisi Erdem…”
***
            “Siz teyzenlere gittiğiniz gün çok sıcak mı sıcak bir gündü. Rüzgâr bile kendi payına düşen esintiyi hakkıyla yerine getiremiyordu. Mahallenin aşağısında duran dondurmacıdan tüm çocuklar dondurma almak için sıraya giriyorduk. Ali mavi cilalı bisikleti ile mahallenin aşağısında tur atıyordu. Siz o sıra araba ile yanımızdan geçmiştiniz… 

Ali, Hasan abinin geldiğini görünce alelacele bisikleti bizim top oynadığımız parkın kenarına bırakıp, kahvenin oraya doğru koştu. Tabi biz çocuklar durur muyuz, hepimiz bisikletin başına üşüştük. İçimizden en kurnaz olanı bir teklifte bulundu, güya hepimiz sıra ile binecektik ve Ali’nin haberi olmayacaktı. Tabii kimse ilk binecek olan kişinin kendisi olmasını istemiyordu… 

Arkalardan gözlüklü Cevdet, ben binerim diyerek atladı. Park’ın çevresini iki defa döndükten sonra, diğer çocuklarda kendi çekinmeleri yenip sırası ile bindiler. Sıranın sonunda ben vardım Erdem… Tam elimi yerde duran bisiklete atacaktım ki, arkadan bir ses! Bir kıyamet koptu. Ali bütün telaşı ile bu tarafa doğru hem bağırıyor hem koşuyordu… Derhal bütün çocuklar dört bir tarafa dağıldık.  Nasıl can havli ile kaçtıysam eve kadar hiç soluk almadan koşmuşum.

Ertesi hafta bu mevzuları unutmuş bütün çocuklar park da bilye kapıştırıyorduk ki; ali elinde bisikletin tekerleği ile yanımıza geldi. “ Kim yaptı bunu! Çabuk söyleyin!” diye bizlerin üzerine gelince herkes susmuş bir kenara çekilmişti.

Derhal söze atladım.

“Bunu bizim yaptığımızı nerden çıkardın! Bir hafta oldu biz seni görmeyeli!”

Gözleriyle herkese sinirli bir bakış attıktan sonra:
            
“ Siz yapmadınız ama siz nazar değdirdiniz! Annem öyle dedi. Eğer insanlar bir şeyi çok beğenir ve kıskanırsa nazar değdirirler ve istedikleri şey her neyse hemen yıkılır, bozulur veya kırılır…”

 İşte birkaç gün sonra mahallede kimi görsem, birbirine bu kelimeyi söylüyordu. Sebebini sormaya çalıştıkça da “Annem söyledi, öyle bakma! Onu deme!” gibisinden çıkışı veriyordu…
***
            Bütün yaz böyle geçti Erdem… Mahalleye bir nazar değdi o yaz sorma gitsin…

19 Mayıs 2019

Farklı Olmak... - Yaşam üzerine karalamalar


...

Yaşam denizinde kendinizi fark ettirmeye mi çalışıyorsunuz?

         Bakın dostlar; bizler zihnimizin alamayacağı sonsuz bir evrenin, sonsuz sayıdaki galaksilerinin birinde bir gezegende ortalama 60 veya 70 yıl yaşayan birer canlı türleriyiz. Bizler olmadan da bu dünyada bu evrende milyarlarca canlı türleri, yıldızlar doğup ölecek ve bizler olmadan da bu yaşam devam edecek. 

O yüzden kendinizi şu soruyu sorun, neden bunca hırs, bunca kavga! Neden kendinizi bir başkası gibi davranıp, bir başkası yerine koymaya çalışıyorsunuz? İnanın dostlar, eğri bir ağaç kadar bazılarımızın faydası yok bu dünyaya…

         Sevelim, gülelim, yaşama değer katacak işler yapalım, sevgiyle aşk ile yapalım. Onlar karanlığı savunurken bizler aydın olalım, onlar imkansız desin bizler inanalım… İnanın bunu yapmak hayatın en güzel şeyi… 

Son olarak bir ağaç olalım…
--------------------------------------------*         
Yaşam üzerine karalamalar – Atakan Aydın 

13 Mart 2019

Bilinmeyen bir kadının gidişi - Öykü

 Atakan Aydın 13-03-2019

Sahipsiz martı sesleri geliyordu uzaktan, Kadıköy sahilde kol kola dolaşan çiftlerin ve bir ton ıvır zıvır sesleri geliyordu… Kaçırmış olma telaşı ile koşar adımlarla ilerliyordum. İskelenin kenarında saçları ağrımış, sakalları tütünden renk değiştirmiş balıkçı abilerin dışında, sokak hayvanları ve onları izleyen birkaç mendil satan çocuk vardı. Gözlerim adımlarımın hızında etrafa bakmaya çalışıyor, bir yandan da telefonumdan saati kontrol ediyordum…

            Denizin maviliğinin kenarında oturmuş: kırmızı can alıcı bir etekle kadın, saçları omuzlarında ve kumral, ince belini beyaz kurdelesi takip ediyor… Bir kaç adım attıktan sonra geriye baktım, saate baktım ve bu ikilemde yeis içinde kaldım. Kararım kesin olmamak ile beraber içimde hissettiğim burukluk beni yavaşlatmış hatta durdurmuştu. Yetişmem gerekli diye düşündüğüm, iş görüşmesini geleceğime atılacak büyük bir adım olarak görmeye çalışıyor, çocukluğumdan beri hayalini kurduğum aşk parçalarını bu kadın ile yapbozun tamamlanacağını da kendime telkin ediyordum…

            Karşımda hayatımın en güzel ve en içten inandığım rüyasını terk edip gitmek ve yaşamın ehemmiyetsiz olan taraflarında yalnız yüzmek istemiyordum… Denizin ve gökyüzünün kesiştiği şu noktada alnımdan derin derin terler akarken, gözlerimi alamadığım ve yüzünü dahi göremediğim bu yabancıya bu derece inanmak, tekrardan mavi gözlü bir devin cumhuriyete sahip çıkmasını inanmak gibiydi, zor ama imkânsız değil…

            Eteğinin rüzgârdan sallanan kısımlarını parmak uçları ile kapatıyor, yerden aldığı irili ufaklı taşları maviliğin, yorgunluğuna doğru atıyordu. Adım adım yakınlaşıyorum. Dikkatini çekmek için bir taş da ben alıp hızlı bir şekilde fırlatıyorum. Fırlattıkça daha da kızıyor, kızdıkça fırlatıyorum. Yaşamın ürkütücü hiçliğinde, derinlere kaçan şu düşüncelerimi kızgın bir boğa gibi sakinleştirmeye çalışıyor, ne yapacağımı bilmediğimi ama yaptığım şeyin doğru olduğunu düşünüp sürekli dilime getiriyordum…

            Dalgaların sesleri arasına sıkıştırdığım birkaç cümle ile beynimde dans ederken; fazla gelen lafügüzafları martılara, dalgalara naralar atmakta buldum. Yanımdan bir uğultu bir ses, onun dudaklarında şu sözler bir ok gibi yağdı üzerime: “Bu kadar ses yapacak ne vardı oysa. Bakın bana bayım ses çıkarmıyorum, keyfini çıkarıyorum… Konuşmak için yaratıldığını düşünmüyorum dudakların...”

            Bunları söylerken ki hali beni daha çok huşu içinde bırakmaya ve daha da yakınlaştırma yetmişti. Gözlerimi göğüs hizalarına bakacak kadar kaldırıyor, sonra söylediğim sözler karşısında kabahat işlemişçesine etek boyuna kadar geri indiriyordum. “Sessizlikte bir eylem değil midir? Hem çok susmak insanı delirtir” dedim… Cebinden çıkardığı sigarasını rüzgâra ve martılara aldırış etmeden, hızlı hızlı içip, taşlar ile oynamaya devam etti...

            On iki veya on üç yaşlarında, kirli saçlı, uzun ve çelimsiz vücutlu bir çocuk; “Simit! Taze simit!” diye bağırarak arkamızdan geçerken, adını bile sormaya çekindiğim kadın ayağa kalkıp “ Genç adam bir simit ver bakalım!” dedi. Parmağının ortasına nikâh yüzüğü gibi taktığı simit ile yanıma kadar yanaştı. “ Al bakalım! Şimdi kızdığın martılardan af dilemen için iyi bir fırsat, Hadi al bakalım…” İki parçaya kopardığı simitleri maviliğin kenarına gelip, bizi seyreden martıları, kuşları doyurmak ile geçiriyor, fırsattan istifade sorular sormaya çalışıyordum.

            Nereden başlayacağımı, ne soracağımı bilmeden “Senin hikâyen nedir? Ne iş yaparsın?” Diye söze girdim.

            “Benim bir hikâyem olduğunu düşünmüyorum, günlerimi deniz kenarında geçiriyor, kuşları izliyor, mütemadiyen ise sigara içiyorum… Herkesin namütenahi bir hayal gücü, isteği, arzusu vardır, benim yok. Günlerimi sadece beyaz bir çorap gibi temiz tutmaya çalışıyorum…”

            Hayat öyle tesadüfler ile doludur ki; onca yıl üniversite ve okul sıralarında bilek çürütüp, güzel bir iş fırsatını bulduğumu düşündüğümde, yıllardır aradığım gerçeğin o olmadığını sadece ve sadece birkaç saniye de belki de birkaç saniyeden daha kısa bir sürede fark ettim. Ama şunu gerçekten bildiğimi düşünüyordum; buraya, bu hayata sadece ve sadece para kazanmak ve harcamak için gelmediğimizi, daha iyi bir şey için daha muvaffak şeyler için geldiğimizi, fakat inanmanın en büyük aptallık olduğunu sadece başarmak için çalışmanın gerektiğini küçük yaşlarımda tanrıyla sohbetlerimde öğrenmiştim…

Gözlerinin maviliğine doğru bakıp: “Neden beyaz çorap? Beyaz çorapları çok mu seviyorsun?” dedim.   

Gülümsedi: “Hayır, sevmek değil aslında, benimki bir çeşit inanmak, bağ kurmak...” Dedi.
Bazı hayatlar vardır, öyle kapalıdır ki yaşamaya, hiçbir güç onların hayatlarını, hikâyeleri kendi dillerinden başka bilemez. Karşımda hiçbir cevabını alamadığım, belki de kendi dilimde ama deliler gibi merak ettiğim şu kadını nasıl tanımak istiyorum kim bilir. Artık bu hayat ile ilgili tahammülüm ve zamanım kalmadı. Yapıştım kollarına tam bağıracaktı ki: parmağım ile sus işareti yaptım.

            “Bakın isminizi bile sormaya çekindiğim şu zaman diliminde, sizden ürktüğüm ama fevkalade bir ilgiyle sizi merak ettiğim doğrudur. Ne olur bana izin verin sizi tanımak için, sizi ilk gördüğümde; yıllardır aradığım gerçeğin siz olduğunuzu fark ettim. Ben sizden gelebilecek her cevaba hazırım, ama kendinizi bana bahşetmenizi rica edeceğim. Bir de şu beyaz çorap meselesini…”

            Kolunu sert bir şekilde çekti ardından yüzünü ekşitip; “Onca kirletilmiş duygunun içinde benim beyaz çoraplarıma mı takıldınız? Sizin gibiler her şeyi, herkesi merak eder. Sonra öğrenmek istediğini duyduktan sonra yani beyaz çorapları kirlettikten sonra bir köşeye atar ve gider…”

            Eteğini düzeltti, çantasını koluna takıp, maviliğin sahil boyunda arkasına bakmadan ve bir hoşça kal demeden ufuklara doğru yol aldı… O gidişin ardından deliler gibi merak ettiğim kadını; ellerimden kaybettiğime mi yanayım yoksa temiz ve güzel beyaz çoraplarına baka kalmama mı?