Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2019

Üzgünken ellerim...



Sokağa kapısı açılan
Küçük bir kulübeyim ben.
Kırık bir vazoda,
Kurutulmuş bir gül…
*
Düş kırıldı bu gece
Kalemim soğudu…
Soğuk, yalnız…
Karanlık bir odayım ben.
*
Dilimde yangın karası
Güneş sarısı bir lekeyle…
Dengesi şaşmış bir kuklanın,
Parmak uçlarında yürüyorum…
*
Tersine giyilmiş
Bir hayatın…
En sessiz,
Yürüyüşüyüm ben…
*
Bir yanımda hafız burhan çalıyor,
Bir yanımda senden bir hatıra…
Ey, Sessizliğin kasırgası!
Koyu bir mavidir,
Üzgünken ellerim…

19 Temmuz 2019

sarhoş adam


Sahibinden satılık diye bağırdı
Sarhoş adam
Sahibinden satılık koca bir ömür…
Temmuzdur yorgunluk
Ne umudu konuşmaya
Ne fazla yaşamaya
Biliyor musun?
Yalnızlıktır, beni burada
Bir film boyunca
Oturtan…
Ellerim bir perdeyi aralıyor
Gök iki adım geri gidiyor
Zaman, serseri bir mermi gibi
Geçmek bilmiyor…
Ne hayatlar vardı oysa
Şurada yaşanmak için duran
Belki salkım bahçesinde
Yağmura tutulan
Altı temmuzdur
Unutma
Beni sarhoş dansa kaldıran…

2 Temmuz 2019

Yolcusu Olmayan Duraklar


Aslında her şiir bir hikayeyi bir anıyı temsil ediyor... 

{Şiir de bahsettiğim durak burasıydı. Eminim ki uzun yıllardır kimse tarafından rahatsız edilmedi. Bende birkaç ziyaret sonrası onu bu sonsuz yolculuğunda, yolcusu olmadan uğurlayabildim. Çiçeklere, böceklere eş dost olduğunu gördükten sonra unutamazdım.  Onu kendi hayatıma bir şiir ile dahil etmeye çalıştım, umarım hiç güzelliğinden ödün kaybetmez…



Önemsemiyorum…
Yırtık bir çorapla dolaşıyorum dünyayı.
Bir yerde kuş sürüleri takılıyor ayaklarıma,
Birbiri ardına atıyorum hayallerimi.
***
Çirkinliğim…
Bu satırlara vuruyor kendini.
Kuş konmaz denmeyi tercih ediyorum.
Karartıyorum! Eski bir çekyatta kalan,
Tüm yaşayabildiklerimi…
***
Temiz bir kağıda yazmaya çalışsam da,
Günahlarımı…
Affetmiyor! Küçük kalbim,
İnanmazken böyle bir yaşama…
***
Dedim ya;
Önemsemiyorum hiçbir şeyi!
Yolcusu olmayan duraklar,
Denk geliyor bana,
Çaresiz bekliyorum…

20 Haziran 2019

Ve bir sessizlik sonra…


Henüz hiçbir şeye karar veremedim.
Biraz dursam
Denizi seyretsem
Dalsam maviliğin en dibine!
*
Rüzgar esse sonra,
Kıvrılsa beline kadar saçların
Karışsam bir tutam,
toz bulutuna…
*
Soluklansam derin derin…
Gökyüzüne baksam!
Bazen bir rüyada uyansam
Kısada olsa tutsam zamanı…
*
Duyulsa adın bir trende,
Bir kez daha yürüse
Ağıt yakan kuşlar…
Ve bir sessizlik sonra!
*
Ucuz olmasın romanlar
Ucuzdur oysa
Unutan, kırılan
ve dışlanan hayatlar….

29.05.2019



20 Mayıs 2019

Kırık Bisiklet - Öykü


...

 Atakan Aydın 16.05.2019
       O bahar hiçbir çocuk evden dışarı çıkmaya yeltenmedi. Mahallemizin esmer yağız delikanlısı Ali, bütün çocuklara öyle bir korku salmıştı ki; karşı mahallenin çocukları bile Ali’yi gördüklerinde başlarını öne eğer, geçmesini beklerdi.  Ali babasının ona uyguladığı şiddeti, bende dâhil olmak üzeri bize gösteriyor, bizim ona karşı sevgimizi kendi çıkarları için kullanır ve bizi azarlamaktan çekinmezdi…

            Bir sabah okul telaşı ile evden alelacele çıktığımda, Alilerin kaldığı evin önünden geçiyordum. Pencerenin kenarına sıkışmış perde aralığından odanın içini merak edip bakmaya başladım. Alinin babası Hasan abi Elinde içki şişesi ile bir kenarda sızmış, Annesi Feriha hanım oğlunun sessiz, sedasız üzerini giydiriyordu… İçimde ürkütücü bir merak ile birkaç saniye pencere kenarından onları izlemeye koyuldum… Mahalleden geçen camii imamı Rüstem abi: “Şiişt Erdem neye bakıyorsun? Ayıp değil mi çocuğum?” diye bağırınca, Ali’nin beni fark etmesi saniyeler aldı. “ Kim var orda! Neye bakıyorsun! Diye Alinin arkamdan haykıran sesleri; kalbimin yerinden çıkacak kadar hızlı atmasına,  nefes bile almadan soluksuz okula koşmama neden oldu…

            Okul girişinde Cahit ile karşılaştım. İçimdeki korkuyu ve derin nefes almalarımın sebebini sormaya çalıştıkça, konuşamıyor, kolundan tuttuğum gibi okulun arka tarafındaki banka sürüklüyordum…

“Cahit, Ali beni öldürecek!” dedim.
Meraklı bakışlarıyla:

            “Neden, niye öldürsün seni?”

  Dudaklarımın kuruluğunu dilim ile tazeledikten sonra: “Sabah okula gelirken onların evinin perdesi açıktı, bende kafamı uzattım, o sırada da Ali beni fark etti ve ben ne yapacağımı bilemeden kaçarak oradan uzaklaştım.”

            “Bunun yüzünden seni neden öldürsün? İlahi Erdem Aliyi bilmiyor musun, öyle sert olduğuna bakma, geçen yaz hatırlamıyor musun başımıza gelenleri?”

            “Sahi şu kırık bisiklet meselesine ne oldu? O yaz teyzemlerden geldiğimizde birkaç duyum işittim ama herkes sükûnetini koruyordu, bende üstelemedim…”

            “Ah o bisiklet, nelere yol açtı bir bilsen…”

Hafif bir tebessüm ettikten sonra, beyaz dişleri arasından gülümseyerek ekledi: “ Ali seni öldürmeden anlatayım en iyisi Erdem…”
***
            “Siz teyzenlere gittiğiniz gün çok sıcak mı sıcak bir gündü. Rüzgâr bile kendi payına düşen esintiyi hakkıyla yerine getiremiyordu. Mahallenin aşağısında duran dondurmacıdan tüm çocuklar dondurma almak için sıraya giriyorduk. Ali mavi cilalı bisikleti ile mahallenin aşağısında tur atıyordu. Siz o sıra araba ile yanımızdan geçmiştiniz… 

Ali, Hasan abinin geldiğini görünce alelacele bisikleti bizim top oynadığımız parkın kenarına bırakıp, kahvenin oraya doğru koştu. Tabi biz çocuklar durur muyuz, hepimiz bisikletin başına üşüştük. İçimizden en kurnaz olanı bir teklifte bulundu, güya hepimiz sıra ile binecektik ve Ali’nin haberi olmayacaktı. Tabii kimse ilk binecek olan kişinin kendisi olmasını istemiyordu… 

Arkalardan gözlüklü Cevdet, ben binerim diyerek atladı. Park’ın çevresini iki defa döndükten sonra, diğer çocuklarda kendi çekinmeleri yenip sırası ile bindiler. Sıranın sonunda ben vardım Erdem… Tam elimi yerde duran bisiklete atacaktım ki, arkadan bir ses! Bir kıyamet koptu. Ali bütün telaşı ile bu tarafa doğru hem bağırıyor hem koşuyordu… Derhal bütün çocuklar dört bir tarafa dağıldık.  Nasıl can havli ile kaçtıysam eve kadar hiç soluk almadan koşmuşum.

Ertesi hafta bu mevzuları unutmuş bütün çocuklar park da bilye kapıştırıyorduk ki; ali elinde bisikletin tekerleği ile yanımıza geldi. “ Kim yaptı bunu! Çabuk söyleyin!” diye bizlerin üzerine gelince herkes susmuş bir kenara çekilmişti.

Derhal söze atladım.

“Bunu bizim yaptığımızı nerden çıkardın! Bir hafta oldu biz seni görmeyeli!”

Gözleriyle herkese sinirli bir bakış attıktan sonra:
            
“ Siz yapmadınız ama siz nazar değdirdiniz! Annem öyle dedi. Eğer insanlar bir şeyi çok beğenir ve kıskanırsa nazar değdirirler ve istedikleri şey her neyse hemen yıkılır, bozulur veya kırılır…”

 İşte birkaç gün sonra mahallede kimi görsem, birbirine bu kelimeyi söylüyordu. Sebebini sormaya çalıştıkça da “Annem söyledi, öyle bakma! Onu deme!” gibisinden çıkışı veriyordu…
***
            Bütün yaz böyle geçti Erdem… Mahalleye bir nazar değdi o yaz sorma gitsin…

19 Mayıs 2019

Farklı Olmak... - Yaşam üzerine karalamalar


...

Yaşam denizinde kendinizi fark ettirmeye mi çalışıyorsunuz?

         Bakın dostlar; bizler zihnimizin alamayacağı sonsuz bir evrenin, sonsuz sayıdaki galaksilerinin birinde bir gezegende ortalama 60 veya 70 yıl yaşayan birer canlı türleriyiz. Bizler olmadan da bu dünyada bu evrende milyarlarca canlı türleri, yıldızlar doğup ölecek ve bizler olmadan da bu yaşam devam edecek. 

O yüzden kendinizi şu soruyu sorun, neden bunca hırs, bunca kavga! Neden kendinizi bir başkası gibi davranıp, bir başkası yerine koymaya çalışıyorsunuz? İnanın dostlar, eğri bir ağaç kadar bazılarımızın faydası yok bu dünyaya…

         Sevelim, gülelim, yaşama değer katacak işler yapalım, sevgiyle aşk ile yapalım. Onlar karanlığı savunurken bizler aydın olalım, onlar imkansız desin bizler inanalım… İnanın bunu yapmak hayatın en güzel şeyi… 

Son olarak bir ağaç olalım…
--------------------------------------------*         
Yaşam üzerine karalamalar – Atakan Aydın 

2 Aralık 2018

Ben Şimdi Neye Benziyorum?


Ağlamak'lı bir sokağın karanlığına dalıyorum.
Bir deli geçiyor yanımdan, sarılmak istiyorum.
Bir o yana bir bu yana kızıp duruyorum. 
Susmak istemedim çünkü hiç sevilmedim. 

Yürüyorum  bir adam bir manavda, 
bir kadın bir bar kapısında,
bir çocuk araçların ortasında,
herkes yolunda dedim ya;
 ben şimdi neye benziyorum...


30 Ekim 2018

Yaşamak öyle anlamsız…


Sahibi olmayan mısralar gibiydim;
Dışarıda avaz, avaz bağıran kuşların,
Zamanımı çalmaya çalışan umutların;
Peşlerinde kendimi yitirdim.
*
Bu soluksuz yürüyüşün,
Bir adı olmalı diye düşündüm.
Yaşamaktı!
Her gece her saat hayalinle yaşamak…
*
Bir sokak lambasının altında,
İçtiğin her sigaranın,
Kaybettiğin tüm hayatının,
Bir parçası seni anlamaktı.
*
Kelimelerin içinde boğulup,
Senin sözlerinde var olmak.
Avucumdan kayıp giden inancımın,
Senin ellerine bağlamaktı.
*
Yaşamak diyorum!
Öyle keyifsiz,
Öyle anlamsız

    Ve öyle sıradan…

12 Eylül 2018

Fakat sen bir başkasını öpüyor olacaksın.



Zihnimi bulandıran,  
Kirli ellere sahiptim. 
Akranlarım yaşarken,  
Ben her şeyi terk ederdim. 
Küçük bir çatı katı, gibi 
Dar ve köhneydi yüreğim. 
Sığdırabildiğim kim varsa, 
Zamanın içinden çekip alır, 
Mandalina ağacının gölgesinde beklerdim. 
Bu bekleyiş, 
Yaşamın ötesinde kalmış. 
Yarım binaların ve  
Yarım insanlarındı. 
Az evvel bir mermi, 
Her elleri cebinde gezen, 
Tutsak gölgelerin,  
Ayak basmaya çalıştığı yerlerde 
Yüreğime düştü… 
Ben hiçbir şey hissetmeyen, 
Ölülerin şehrinde kraldım.  
Ve bu kutuplardan, dizlerime kadar çektiğim yalnızlık… 
Bir gün son bulacaktı! eminim. 
O gün, 
Bu vücuduma hap solmuş dudaklarım  
savaşların arasından sana seslenecek; 
Fakat sen bir başkasını,  
Öpüyor olacaksın…  



Not: Rıhtım Dergi 37. Sayısında Yayınlandı...   Gitmek için...