21 Aralık 2018

Bir ağıt şarkısında arayıştayım...

...

Bir garip rüya görüyorum; sessiz bir çığ gibi önce boğuyor karanlıkta beni sonra üşütüyor. Uyanıyorum gecenin karanlığına bilmem kaçıncı kez aynı leş ağız ile küfürler savurarak. Yakıyorum tüm olan bitenleri kafamdaki dünyada.

Durup kendi satırlarıma sayıyorum yalnızlığımı… Kaç gecenin sabahına daha uyanmam gerekli? Kaç gece daha bir şeylerin geçmesi için uyumalıyım… Bak beni bu yokluğu alıştıran peri masalından fırlamış bir cadının elleridir. İnanmadığım tüm yalan gerçeklerdir. Sen sahi nasıl oluyor da bu kadar biçimsiz bir yokluğa ayak uzatabiliyorsun…

Senin bu hiçlik okyanusun da varoluşunu izliyorum satırlarımda. Kendimi orada seninleyken mutlu ve huzurlu görüyorum… Gün aynı saatte ve aynı gecede kararıyor… Bu telaş içinde uyuşturucunun etkisiyle gün buluyorum kutlamak için yaşamı.

Her gün aynı güne uyanmak canınızı acıtmıyor mu? Yakmıyor mu beyninizde bitmeyen bu anlamsız boşluğu. Karışmaktan çekiniyor musunuz? Alışmaktan ve yaşamaktan…

Tek eğlencesi cebindeki son parayı bu zindandan çıkabilmek için daha doğrusu “eşref saati” kitabında “Şevket Rado” gibi ‘Hayatı iyi karşılayabilmenin sırrını bulabilmek için her şeyden önce gülümsemeyi öğrenmemiz gerekiyor...’ 

Bende son kuruşumu biraz gülmek ve eğlenmek için zor bir yolu seçiyorum.
                

2 Aralık 2018

Ben Şimdi Neye Benziyorum?


Ağlamak'lı bir sokağın karanlığına dalıyorum.
Bir deli geçiyor yanımdan, sarılmak istiyorum.
Bir o yana bir bu yana kızıp duruyorum. 
Susmak istemedim çünkü hiç sevilmedim. 

Yürüyorum  bir adam bir manavda, 
bir kadın bir bar kapısında,
bir çocuk araçların ortasında,
herkes yolunda dedim ya;
 ben şimdi neye benziyorum...


30 Ekim 2018

Yaşamak öyle anlamsız…


Sahibi olmayan mısralar gibiydim;
Dışarıda avaz, avaz bağıran kuşların,
Zamanımı çalmaya çalışan umutların;
Peşlerinde kendimi yitirdim.
*
Bu soluksuz yürüyüşün,
Bir adı olmalı diye düşündüm.
Yaşamaktı!
Her gece her saat hayalinle yaşamak…
*
Bir sokak lambasının altında,
İçtiğin her sigaranın,
Kaybettiğin tüm hayatının,
Bir parçası seni anlamaktı.
*
Kelimelerin içinde boğulup,
Senin sözlerinde var olmak.
Avucumdan kayıp giden inancımın,
Senin ellerine bağlamaktı.
*
Yaşamak diyorum!
Öyle keyifsiz,
Öyle anlamsız

    Ve öyle sıradan…

19 Eylül 2018

Senin Hiç Kendini Özlediğin Oldu mu?


Hiç kendinizi özlediğiniz oldu mu? 
Benim artık kendime kavuşmaya ihtiyacım var dediğiniz?
Belki de ben hepinizde kendimi arıyorum.
Kendimi bulmam gerekli diye düşünüyorum...

Sıkıldım artık bu dünyevi işlerden, kendim olmalıyım! Kendim diyebilmeliyim. 
Bahar gelince, kendime koşmalıyım. 
Sular çekilince, uçmalıyım kuş gibi farklı diyarlara.
Ben! Kendimi özlemeliyim, seni özlediğim kadar.

Ayrıca insan nasıl olur da kendini özleyemez? 
Bence en çok kendini özlemeli, şu geçip giden zaman oyununda en çok kendini bilmeli ve geçen her saniyesini özlemeli...

Hepimiz farklı sonlara inanabiliriz ama şu anda tek bir gerçek biliyoruz; “Ölüm” 
belki de o bizi öldürmeden biz onu öldürmeliyiz.

O zaman kaygılarımız, korkularımız, başarısızlıklarımız hepsi bir, bir ortadan kalkabilir. 
Biz ölürsek kendimizi bu derece özlemek zorunda da kalmayız.
Aslında herkes özler kendini, geçmiş deriz adına…

Geçen oysa zamandır, bak ben hala yaşıyorum demelisin!
Geçti! Bitti yok…
Kendini aradığın günleri biliyorum, dönüp dolaşıp kendini bulamıyorsun…
Ne yapman gerektiğini, neden yaşadığını arayıp duruyorsun.
Kızma ama, bu sadece senin değil, herkesin çözemediği bir oyun…

Herkes olmak istediği kişiyi özler. Özlemek ne çok şeymiş yahu!  
Dediğinizi duydum... 

Ama özlemek kelimelerin arasında bile kendini bulabileceğin bir sözü özlemektir.
Şimdi hazır bu özlemenin doruklarındayız, özleyelim o vakit…

Güzel günleri, sevdiklerimizi, kendimizi, gidemediğimiz, varamadığımız her yeri ve her şeyi…

Özledim!
Seni düşünmekten uyuyamadığım kendimi…






18 Eylül 2018

Anlıyorum Aslında...


Şarampole yuvarlanan hayatlarınızda bizi hep tutunacak  son vagon olarak görmenizi, anlıyorum... Bazılarınızın gözünde hep süper kahraman biz olduk. Sadece sıkışınca! Korkarken, terk edilirken dinlenmek için durulan liman biz olduk...

Oysa şuradan şuraya adım atacak halimiz kalmamıştı yine de süper kahraman olma görevini yerine getiriyorduk.  Eksiksiz... Kusursuz!

Anlıyorum…

Soğuk kış gecelerinde içinizi ısıttığımız halde, bizi soğuk düşüncelerinizde boğmanızı. Kendimizi ikinci el dükkânıymışız gibi hissetmemizi, sizler sayesinde başardık. Kokladığınız her dikenli güller den sonra bizim kırılmış, papatyalarımıza sarıldınız.

"Sevmek" derken bile yaşadığınız, bütün kötü günleri aklınızda tuttunuz. Yetmedi! Sevgiyi kötülediniz... İyi bir insan kalmayana dek bu yer kürede savaşacaksınız, biliyorum... Tek hayali şiir yazmak olan bir adamı bile kendi şiirlerinde boğdunuz.

Sizi anlıyorum, anlıyoruz...

Siz her şeye ve herkese sahip olmak istiyorsunuz! Düştüğünüzde elinizi tutacak biri olsun ama ben tutmayayım istiyorsunuz. Sıkıldığınızda biri sizi eğlendirsin istiyorsunuz. Gözümü açıp iki ayak üstüne bastığımdan beri sürüyor, sürünüyor ve sürecek...

Bazen yalın ayak tarlalarda sonsuz kere sonsuz koşayım istiyorum. 
Kimsenin olmadığı ormanlarda yaşamak ve geçsin ömrüm çiçek böcek beslemek ile istiyorum. Sonra fark ediyorum!!!
Sizin yüksek gökdelenleriniz de şarap içip deliler gibi geyik muhabbeti yapmanız ve bugün ne aldığınızı tartışmanız gerekiyor...

Çok özür dilerim! 
Sizlerin de huzurunu kaçırmak istemiyorum. 

Bir daha geri dönüşü olmayan bu hayatta içine edebildiğiniz kadar etmek istiyorsunuz... Haklısınız!



12 Eylül 2018

Fakat sen bir başkasını öpüyor olacaksın.



Zihnimi bulandıran,  
Kirli ellere sahiptim. 
Akranlarım yaşarken,  
Ben her şeyi terk ederdim. 
Küçük bir çatı katı, gibi 
Dar ve köhneydi yüreğim. 
Sığdırabildiğim kim varsa, 
Zamanın içinden çekip alır, 
Mandalina ağacının gölgesinde beklerdim. 
Bu bekleyiş, 
Yaşamın ötesinde kalmış. 
Yarım binaların ve  
Yarım insanlarındı. 
Az evvel bir mermi, 
Her elleri cebinde gezen, 
Tutsak gölgelerin,  
Ayak basmaya çalıştığı yerlerde 
Yüreğime düştü… 
Ben hiçbir şey hissetmeyen, 
Ölülerin şehrinde kraldım.  
Ve bu kutuplardan, dizlerime kadar çektiğim yalnızlık… 
Bir gün son bulacaktı! eminim. 
O gün, 
Bu vücuduma hap solmuş dudaklarım  
savaşların arasından sana seslenecek; 
Fakat sen bir başkasını,  
Öpüyor olacaksın…  



Not: Rıhtım Dergi 37. Sayısında Yayınlandı...   Gitmek için...